Videolar
Site Haritası
Takvim
Saat
Logo

Kamu zararı Kavramı ve Kusursuz Sorumluluk İlkesi


KAMU ZARARI KAVRAMI VE KUSURSUZ SORUMLULUK İLKESİ:
 
 
5018 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde “Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı, karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır” diye bir tanım veriyor. Bu tanımın tartışmaya açık yönlerini bir tarafa bırakarak; kamu zararı, mevzuata aykırı bir surette kamu kaynağında azalışa yol açılması veya artışa engel olunmasıdır, şeklinde bir tanım kabul edilebilir.

1.1. Kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince yapılan Sayıştay incelemesi, Kanun, tüzük ve yönetmeliklerin görevli memurlarca hatalı yorumlanması sonucunda Mevzuatın belirlediği kural, miktar, oran ve hadlerin yanlış uygulanması suretiyle kamu zararına sebep olunması ve 5018/71. Maddesine göre belirlenen tutardan fazla ödeme yapılmasından söz edilebilir. Yasal dayanağı olmayan veya öngörülen miktardan fazla ödenen paralar sonuç itibarı ile bunların ahizleri açısından sebepsiz bir zenginleşme teşkil eder. Borçlar Kanununun 61 inci maddesinde bu husus “haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisap eden kimse, onu iadeye mecburdur.” hükmü ile düzenlemektedir. Buna göre sebepsiz zenginleşmenin yaptırımı bu durumun öğrenildiği tarihten itibaren Borçlar Kanununda belirtilen süre içinde istenilmek kaydı ile geri verme zorunluluğu olur. Sorumlu memurların sorumluluğu da bu yersiz veya fazla ödemeleri kişi borcu hesaplarına alarak ahizlerinden takip ve tahsil etmek suretiyle yerine koymaktan ibaret olmalıdır. Yoksa bu gün uygulandığı gibi kamu görevlilerinin doğrudan doğruya Sayıştay yargısı tarafından verilen kesin hükümle sorumlu tutulması ilamlı icra takibine muhatap tutularak aylıklarından kesinti yapılması ve daha sonra da bir çoğunun açan kamu görevlisinin aleyhine neticelendiği ve mağdur durumda bırakıldığı adli yargıda açılacak rücu davaları ile haklarını aramak zorunda bırakılması çağdaş hukuk normlarına uygun değildir. Nitekim bu uygulamaya devam eden ve 6085 sayılı yeni kanununun 7. Maddesindeki “sorumlular” kavramındaki belirsizliği sürdürmekte olan Sayıştayın, bizzat kendi kurumlarının uygun görüşü alınarak Maliye Bakanlığınca çıkarılan kamu zararlarının takip ve tahsiline ilişkin usul ve esaslara ait yönetmeliğin 10/3. Ve 15/1. Maddelerine aykırı şekilde sebepsiz zenginleşen ahizler hiç muhatap alınmadan sadece kamu görevlilerine ilamlı icra takibi yapılması yönünde karar alması ve yapılacak icra takiplerini mevzuata uygun bir zemine çekmeye çalışan Maliye Bakanlığını farklı bir istikamete yönlendirmesi uygun değildir. Benim görüşüme göre ancak İhmal ve kusurları ile bu paraların tahsil imkânının ortadan kalkmasına yol açan görevliler hakkında Sayıştay’ca doğrudan tazmin hükmü verilerek ilamlı icra takibi yapılabilir

1.2. Kusurlu Sorumluluk ilkesi ile Haksız fiillerle kamuya zarar verilmesi ise ayrı bir konudur. Borçlar Kanunumuz haksız fiili, “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur (818/41)” ifadesiyle tanımlıyor. Zararın gerçek miktarını tespit ve ispat mümkün olmadığı takdirde hakim, durumun gereğine ve hatanın ağırlığına göre tazminatın şeklini ve içeriğini tespit edecektir (818/42,43). Bu genel hüküm, memur olan veya olmayan tüm failler için geçerlidir. 657 sayılı Kanun, memurların haksız fiillerini, “Devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedeli üzerinden ödenmesi esastır (madde:12)” hükmü ile düzenliyor. Yukarıya alınan hükümler, doğrudan zarar veren kişinin şahsı ile ilgili yaptırımları içermektedir. Sayıştay denetim ve yargısı bağlamında gayri kabili rücu olacak şekilde sorumlu memurların kendi fiilleri ile kamuya verdikleri zararları bu çerçevede tazmin ve ödemekle yükümlü olacakları tabiidir. Bu konuda hiç bir tereddütüm yoktur. Ancak, sorunun can alıcı noktası, hesap yargısı kapsamında sorumlu memurların, görevleri (karar, iş ve işlemlerinde düştükleri hatalar) dolayısıyla yol açtıkları veya karıştıkları kamu zararları nedeniyle ne tür bir yaptırıma maruz olacaklarıdır. Sorumlunun (Sayıştay’a hesap vermekle yükümlü kişinin) bu zararını tazmin etmesi açık bir hukuk kuralıdır. Ancak, üçüncü kişilerin yararlandıkları zararların da, takip ve tahsil konusundaki çabaları hiç dikkate alınmadan, bu görevlilere Sayıştay Başkanlığınca tespit edilen kamu zararının sonradan rücu edilmek üzere doğrudan ödettirilmek istenmesi makul bir yaklaşım olarak kabul edilemez. 5018 sayılı kanunun 71 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, tespit edilen kamu zararının ilgililerden tahsil edileceği; beşinci (son) fıkrasında, kamu zararının, bu zarara neden olan kamu görevlisinden veya diğer gerçek ve tüzel kişilerden tahsiline ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle düzenleneceğinden söz edilmektedir. Bu ifadelerin arka planında her zararın hemen ve derhal kamu görevlisince tazminine karar verilmeyeceği; zarara neden olan gerçek (fail, müsebbip veya ahiz) kişinin takip edilmesi gerekeceği düşüncesi bulunmaktadır.
 

SONUÇ ve TALEP: Mali sorumluluklar konusunda yukarıda yapılan açıklamaları hüküm cümleleri ile özetlersek: Kamu zararı, mali süreçte görev alanların temel sorumluluk konusudur. Zararın doğal yaptırımı tazmin’dir. Ancak, zararı kim vermiş ise o’nun tazmin etmesi asıldır. Burada hali hazırdaki yargılama usulü ve kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince kamu görevlilerinin sorumluluğu verilen zararın ilgililerinden yasal süreler içinde tazmin ve telafisini sağlamak olmalıdır. Bunu yapmadıkları, kamu alacağının tahsilini tehlikeye düşürdükleri veya zaman aşımına uğrattıkları takdirde, bu zararın kendilerine ödettirilmesinin gerekeceği Sonucuna ulaşılmalıdır. Aksi taktirde zaman içinde ihdas edilen ve kusursuz sorumlu olan kamu görevlilerinin lehine çıkarılan bütün yasal düzenlemelere rağmen Sayıştay ilamları ile kesin hükme bağlanan kamu zararlarını öncelikle sebepsiz zenginleşen kişi yerine belki de zararı hiç ödeyemeyecek derecede mağdur ay sonunu zor getiren kamu görevlisinin cebinden almayı düşünen bir zihniyet olduğu müddetçe imza atmaktan korkan ve imtina eden memurlarla sağlıklı işleyen bir kamu maliyesi kurmaya çalışmak basiretli ve uygun bir yol olmayacaktır. Zira, Yargıtay Başkanlığı, kesin hükme bağlanan Sayıştay ilamları üzerine ödenen tazminlere ait rücu davalarında söz konusu kamu zararını önceden tazmin eden kusursuz sorumlu memurun lehine doğrudan emsal kabul etmemekte dosyayı yeniden yargılanmak üzere bilirkişi incelemesine sunmaktadır. Bir çok rücu davası memurun aleyhine neticelenmektedir. Türk Yargısının en üstündeki bu çekişmeden kamu görevlilerinin zarar görmesini ilgili bütün makamların taktirine arz ediyorum. Bu durumda Sayıştay Başkanlığının Maliye Bakanlığının talebi üzerine aldığı doğrudan görevli memurlara yönelik ilamlı icra takibi yapılması yolundaki Sayıştay G.K.K. Tarih; 21.9.1989, Karar No:4651/1 kararının başta 6085 sayılı Sayıştay Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatta yapılan son değişiklikler karşında artık hem hukuki hem de usulü olmadığından SGK' da yeniden ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
 
Bu çalışma ile geçmiş hatalar, mevcut yanlışlar ve olması gereken doğrular analiz edilmeye ve ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, mer’i mevzuatta tümüne dayanak bulunamayabilir. Ancak, ileride yapılacak yasal düzenleme çalışmalarında işe yarayacağını umut ve dileği ile;

 

Halil ALTAN


Yorumlar - Yorum Yaz


Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret163960
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 8°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.03044.0466
Euro4.96364.9834
Blok/Reklam